Dumlupınar Şehtlikleri

         Afyonkarahisar ve Kütahya illeri mülki sınırları içerisinde yer alan ve “Büyük Taarruz”  ve “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” nin geçmiş olduğu alanlar; milli harp tarihimiz açısından taşıdığı önem ve müstesna yer açısından 31.08.1956 gün ve 6831 numaralı Orman Kanunu’nun 31.08.1981 gün ve 8/3580 sayılı kararı ile Milli Park olarak ayrılmak ve uygulanmak üzere Orman Rejimi kapsamına alınmıştır. Anılan yasanın 25. maddesi uyarınca da Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 18.11.1981 günlü oluru ile “Başkomutan Tarihi Milli Parkı” adıyla Türkiye’nin 17. Milli Parkı olarak tesis edilmiştir.       

            Başkomutan Tarihi Milli Parkı; Türk ulusunun verdiği istiklâl mücadelesini, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinin yaşandığı bölgelerin ziyaret edilerek öğrenilebilmesi, kahraman komutanlarımız ve Mehmetçiğimizin verdiği mücadelenin yerinde gerçek durumunda değerlendirilerek savaşın anlaşılması amacıyla tesis edilmiştir.   

            40.948 hektarlık bir alanı kapsayan Başkomutan Tarihi Milli Parkı; İstiklal Harbimizin izlerini taşıyan ve anılarını belgeleyen askerî stratejik yerler, siperler, tahkimatlar, şehitlikler, anıtların gerçek görüntüleri, askerî değerleri göstermekte, istiklâl mücadelesini kanlarıyla zafere ulaştıran şehitlerimize ulusal şükran borcumuzun anıtsal sembollerini içermektedir.

            Başkomutan Tarihi Milli Parkı; Kocatepe ve Dumlupınar Bölümlerinden oluşmaktadır.

Başkomutan Tarihi Milli Parkının Kütahya İl sınırları içerisinde kalan Dumlupınar Bölümünde; Zafertepe Anıtı, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği, Büyük Aslıhanlar Üç Tepeler Şehitliği, Dumlupınar Müzesi, Dumlupınar Atatürk Evi, Zafertepeçalköy Kırık Kağnı ve Üç Komutan Anıtı, Dumlupınar İlk Hedef Anıtı, Dumlupınar Şehitliği ve bu şehitlik içerisinde Mehmetçik Anıtı, Şehit Baba – Oğul Anıtı ve Milisler Anıtı yer almaktadır.

* Kütahya Belediyesi Mustafa Yeşil Kütüphanesi/Araştırmacı  Uzm. Emine Gedik*     

   

          Kütahya Altıntaş ilçesinde, Çalköy’e 2,5 km., Dumlupınar’a 15 km uzaklıkta Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı bulunmaktadır. Anıta; Zafertepeçalköy- Dumlupınar asfaltının 2. kilometresinden sola ayrılan 600 metrelik yol ile ulaşılır.

          Anıtın duygu dolu yapılış hikâyesi şöyledir; 30 Ağustos Zaferi’nin ertesi günü Atatürk savaş alanını gezerken, Berberçamı denilen mevkide, düşman top atışlarının açtığı bir çukurun Türk ve Yunan askerlerinin karışık cesetleri ile dolu olduğunu görmüştür. Bunların arasında bir Türk askeri dikkatini çeker. Mübarek şehidin kolu kaskatı havada kalmış, elindeki Türk Bayrağı’nı hala sıkı sıkıya tutmaktadır. Gördüğü bu olaydan son derece etkilenmiş olan Atatürk Türk şehidine yaşlı gözlerle bakarak kimliğinin araştırılmasını ister. Ancak askerin üzerinde künyesi bulunamamış ve kimliği öğrenilememiştir. Atatürk savaştan sonra şehitlerin hatırası için yapılacak anıt için bu şehidin bayrak tutan elinin sembol olarak alınmasını ister.  Şehidin ismi bilinmediğinden dolayı anıta “Şehit Sancaktar Mehmet” adının verilmesini emreder. 

          Bu anıtın temeli 30 Ağustos 1924 tarihinde Dumlupınar Zafertepeçalköy’de Atatürk tarafından atılmıştır. Mimar Hikmet ve Taşçı Kadri’nin yapmış olduğu anıt 1927 yılında tamamlanarak törenle ziyarete açılmıştır. Anıtın temel atma töreninde Atatürk şu konuşmayı yapmıştır: 

          “Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti’nin temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı, bu sahada, bu semada dolaşan şehit ruhları devletimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız Şehit Asker Anıtı işte o ruhları, o ruhlarla beraber Gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil etmektedir. Bu Anıt Türk Vatanına göz dikenlere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, hücumunu, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır”. 

           1961 yılında çıkan 220 sayılı yasa ile Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın olayın geçtiği Berberçamı Tepesine taşınması kararlaştırılmıştır. 1964 senesinde anıtın bulunduğu ilk yer olan Zafertepe’de yeni bir zafer anıtı yapılmıştır. Yerinden sökülerek kaldırılan Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın mermer parçaları ve sancağı ise Afyonkarahisar Müzesinde saklanmış 1979 yılında ise anıt olayın geçtiği yer olan Berberçamı Tepesi’ne dikilerek 30 Ağustos 1979 senesinde Tümgeneral Ali Özveren tarafından törenle açılmıştır. 

          Anıt, yüksek bir mermer platformun ortasında, dikdörtgen bir kaide üzerinde yer almaktadır. Anıtın ön cephesinde mihrap nişine benzer tarzda, dilimli kemerle nihayetlenen, kenar boşlukları rumî ve stilize çiçek motifleri ile bezeli bir niş düzenlemesi bulunmaktadır. Saçak altında iki köşede mukarnasa benzer sarkıtlara yer verilmiştir. Anıta üç tarafından sekizer basamaklı mermer merdivenlerle ulaşılmaktadır. Kaidenin üzerinde Şehit Mehmetçik’in kolu ve tuttuğu sancak sembolize edilmiştir. Anıtı çevreleyen platformun etrafı ile anıta çıkan üç taraflı merdivenin mermer parmaklıkların dekoresinde sekiz kollu yıldız desenleri kullanılmıştır.



       Altıntaş İlçesi Zafertepeçalköy Beldesindedir. Beşinci Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay), 29 Ağustos 1922 akşam saatlerinde emrindeki 14. Tümen’e Aslıhanlar doğrultusunda geri çekilen Yunan birliklerine saldırılmasını emretmişti. Bu emir üzerine 3’üncü Süvari Alayı iki bölüğüyle atlı hücuma geçti. Alayın 1’inci Bölük Komutanı Yüzbaşı Şekip askerleriyle Yunan gruplarının içine saldırarak 1500-2000 kadar esir almıştı. Ancak Yüzbaşı Şekip Efendi’nin bölüğü takviye edilemedi. Esirlerin başına sadece on erlik muhafız birliği verilebildiği için Yunan esirleri bundan yararlanarak firar etmişlerdir. Yüzbaşı Şekip daha ileride bulunan bir Yunan grubuna daha toplarını alabilmek için saldırmışsa da yoğun ateşle karşılandı ve burada yanındaki erlerle birlikte şehit düştü. Muharebede bölük teğmeni Rıfat Efendi de yaralandı. Türkmentepe’de bulunan Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği, Kurtuluş Savaşı’nın ardından 1924’te 5’inci Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay) tarafından yaptırıldı ve buraya bir anıt dikildi.

       Anıt; mermer bir kaide üzerinde yukarıya doğru daralarak ucu sivri bir ok şeklinde gökyüzüne yükselen dikdörtgen şeklinde bir taş bloktan ibarettir. Anıtın iki cephesi şehitlere ithafen Osmanlı Türkçesi ile yazılıdır. Anıtın üzerinde yükseldiği mermer kaide üzerinde aynı yazı Latin alfabesi ile yazılı bulunmaktadır.

      Anıtın ilk yüzünde: “29 Ağustos 1922 muharebesinde Yunalılara hücum eden Türk süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına yapılmıştır. Kendilerine hakkın rahmeti niyaz olunur.” yazmaktadır.

       Anıtın 2. yüzünde ise;  14. süvari fırkası 3. alaydan Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi ile beraber şehit olan; Düzce Üsküp Nahiyesinden Veysel Ömer, Keskinin Yağlıker Köyünden Veli Mehmet, Akhisar’ın Tatasut Köyünden İbiş Ömer’in adları yazılıdır.

      Anıtın 3. yüzünde yazı bulunmamakta sadece anıtın kaidesinde Latin alfabesi ile “işgal altında iken bu yer, uğruna can verdin vatana, sen çok büyüksün şehit asker, ne yapılsa azdır hatırana.” kıtası yazılı bulunmaktadır. Anıtın dördüncü yüzünde herhangi bir yazı bulunmamaktadır.

            Yüzbaşı Şekip Efendi; Balkan Savaşları, 1. Dünya Harbi ve İstiklal Harbine katılmış, 1909 ve 1920 yılları arasında görevli olarak Erzurum, Erzincan, Kafkas, Filistin ve Sina Cephelerindeki muharebelere iştirak etmiştir.

             Fransızca bilen Yzb. Şekip Efendi “Harp Gümüş Liyakat” ve kırmızı şeritli “İstiklal Madalyası” ile taltif edilmiş ve takdirname almıştır. Yzb. Şekip Efendi 16 Kasım 1914’te Üsteğmen, 10 Kasım 1920’de Yüzbaşı, Şahadetine hürmeten 24 Ekim 1922’de alınan bir kararla 1922’de Binbaşılığa terfi ettirilmiştir.”

             Evli olan Şekip Efendinin Huriye hanımdan üç kızı bulunmaktadır. Şekip Efendinin ailesi babalarının mezarını yıllar boyu aramış, nihayet Erenköy Kız Lisesi’nde öğretmen olan en küçük kızı Maide Kuyululu, 1972 senesinde Dumlupınar Şehitliğini ziyaretten dönerlerken babasının mezarını bulmuştur.

          30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesinde, Büyük Aslıhanlar Köyü içinde şehit düşen Elazığlı Binbaşı Hacı Ömer oğlu Yusuf Ziya, Diyarbakırlı Üsteğmen Mehmet oğlu Ahmet, Urfalı Teğmen Halil, İbrahim oğlu Mustafa Hilmi ile beraber 42 Mehmetçik anısına 1995 yılında yaptırılmıştır.

          Anıt Büyük Aslıhanlar Köyünün hemen batısında yer alır. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, 30 Ağustos 1924’de Şehir Sancaktar Mehmetçik Anıtının temel atma töreninde o günü şöyle anlatmaktadır;

          “30 Ağustos sabahı Aslıhanlar üzerinden Dumlupınar istikametine gitmek isteyen düşman birlikleri bu bölgedeki 23. tümen tarafından engellenmiş, öğleden itibaren kuzeyden, doğudan ve güneyden etkisini göstermeye başlayan 5. ve 4. kolordularımızın topçu ve piyade atışları sayesinde çok büyük bir ateş çemberi ile çevrilmiştir. Akşama kadar cereyan eden kanlı bir muharebe sonunda 4-5-9-12-13. Tümenlerle batıya doğru çekilen diğer asli kuvvetlerinden birçok esir ve telefat verilmiş; düşman toplar, otomobiller ile bütün ağırlık ve araç-gereçlerini tamamen bırakmak zorunda kalarak perişan edilmiştir. Piyade birliklerimiz tarafından akşam geç vakitlerde tutulmuş olan Kızıltaş Deresinin bulunduğu vadiden kaçabilen döküntülerde kısmen o gece ve ertesi günü o civardaki birliklerimiz tarafından esir edilmiştir. Saraycık ve Belova istikametlerinde bulunan düşman artıkları da Kızıltaş Deresi vadisini kesmiş olan Süvari Kolordumuzun hücumuna uğrayarak Murat Dağlarına atılmış ve daha sonra bunlar dahi teslim olmaya mecbur olmuşlardır.”

          Ulusal Kurtuluş Savaşımızın geçtiği Dumlupınar’da Türk Ulusunun verdiği büyük istiklâl mücadelesinin anısına kurulmuş olup 30 Ağustos 1997 tarihinde Müze olarak ziyarete açılmıştır.

            Dumlupınar şehir merkezinde iki katlı müstakil bir binadır. Afyonkarahisar Orman ve Su İşleri Bölge Müdürlüğü’ne bağlı olan Müze Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün denetimindedir.

          Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Müzesinde, yaşanan savaşı ve verilen kurtuluş mücadelesini yansıtan savaş anılarından oluşmaktadır. Müzede; bu savaşta kullanılan kılıç, mermi, top ve benzeri çeşitli türlerde silahlar, savaşta kullanılan her tür malzeme ve araç-gereç ile askerî kıyafetler sergilenmektedir. Bunun yanında; savaşla ilgili fotoğraf kareleri ile komutanların fotoğrafları ve biyografileri yer almakta, çeşitli harita, kroki ve belgeler bulunmaktadır.

            Atatürk’ün Başkomutanlık Meydan Savaşında Dumlupınar’da ikâmet ettiği ve aynı zamanda Karargâh olarak kullandığı evdir. Bu ev aslına uygun olarak yeniden yapılarak “Atatürk Karargâh Evi” 30 Ağustos 2003 tarihinde ziyarete açılmıştır.

            Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde Mustafa Kemal Atatürk ve I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa (Konyar) ile Dumlupınar’da kaldıkları bu evden bahsetmektedir. Atatürk, Onbaşı Halide Edib (Adıvar)’ın Dumlupınar’a gelişi ile kaldığı odayı ona tahsis ederek kendisi çadırda kalır.

            1929 senesinde o günleri bizzat yaşayan Yüzbaşı Selahattin, Atatürk’ün kaldığı ve Karargâh olarak kullanılan bu evin yağlıboya bir tablosunu yapmıştır.

            Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, 31 Ağustos 1922 günü muharebe alanını dolaştıktan sonra, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile birlikte, öğle vakti Zafertepeçalköy’de yıkık ve henüz dumanları tüten bir evin avlusunda, masa gibi kullandıkları kırık bir kağnı üzerinde son bir durum değerlendirmesi yaptığı an sembolize edilmiştir. Anıt 2007 senesinde Türkiye Şehitlikleri İmar Vakfınca yaptırılmıştır.

            Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1924 senesinde Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtının temel atma törenindeki konuşmasında şöyle anlatacaktır; “ Efendiler Ağustos’un otuz birinci günü takriben zevalde idi ki, yine bu Çalköyü’nde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki vaziyeti mütalaa ettik. Kazandığımız Meydan Muharebesinin bütün seferi hitama erdirebilecek bir azamet ve ehemmiyette olduğunda ittifak ettik. Şimdi Bursa istikametinde çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber bütün orduyu aslî ile aralıksız İzmir’e yürüyecektik.”

            Zafertepeçalköy Zafer Anıtının bulunduğu 1181 rakımlı Zafertepe 30 Ağustos 1922 günü sabahında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 4. Kolordu Komutanı Kemalettin Paşa’nın bizzat bulundukları 11. Tümenin gözetleme yeridir. Düşmanı bu tepeden gözetlemeye başlayan Mustafa Kemal Paşa saat 14.00 den itibaren Meydan Muharebesini bu rasat noktasından bizzat sevk ve idare etmeye başlar.

           Savaştan sonra bu tepe üzerine ilk defa Atatürk’ün emri ile Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı yapılmıştır. Bu anıtın 1961 senesinde Atatürk’ün Şehit Sancaktarı gördüğü yer olan Berberçamı mevkiine taşınmak üzere nakledilmesinin ardından, yeni bir anıt yapılması kararlaştırılır.

            Yeni yapılacak anıt için 1962 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından bir proje yarışması tertiplenmiştir.

            Zafer Anıtının müsabaka broşüründe “ Milletimizin seçilmiş sanatkârlarından, geçmiş nesillerin acısını, gelecek kuşakların azmini ve iradesini dile getirmelerini isteriz. Bu müsabakaya katılanların; ruhlarını Dumlupınar öncesi ve o devrin duyguları içinde besleyip kaynatarak sanatları ile tarihimizin şanlı, verimli, gelecek günlere yol gösterici büyük bir olayını canlandırmaları”  temenni edilmektedir.

            Bu dilek ve duygularla yapılması düşünülen anıt için Milli Savunma Bakanlığı tarafından tertiplenen proje müsabakasında 40 proje arasından Yüksek Mühendis Mimar Levent Aksüt ve Yaşar Marulyalı tarafından hazırlanmış olan proje birinci seçilmiştir.

             “Bu anıt sadece eşiz bir zaferle sona eren Türk Kurtuluş Savaşının sembolü değil, yaşayan Türkiye’nin ifadesi olmak üzere tasarlanmıştır. Anıtın teması “Milli Birlik ve Beraberlik” dir.

             “Çatılmış silahların uzaktan görünüşü veya alev alev yanan bir meş’aleyi andıran bu anıt asıl manası ile Kurtuluş merhalelerini ifade eder.”

            “Anıtı bir bütün olarak meydan getiren üçgen bloklar; Türk milletinin haksızlığa karşı feveranını, mukabil hareketleri, karşı koymaları, çete harplerini, iç isyanları, düşman istilasını, Büyük Millet Meclisinin kuruluşunu, Kurtuluş Savaşına hazırlık ve nihayet çeşitli mücadelelerden sonra bütün milletin tek bir vücut halinde birleşerek kazandığı 30 Ağustos Zaferini canlandırmaktadır.”

            İlki 3 metre yükseklikte başlayan 10 bloktan müteşekkil anıtın sonuncu bloğu 14 metredir. Blokların kalınlığı 70 cm.dir. Bloklar beton üzerine taş ile kaplanmıştır.

            Anıtı meydana getiren blokların arasından, kale mazgallarından bakılıyormuş gibi , büyük savaşın cereyan ettiği arazi görülebilmektedir. Anıtın orta kısmı, yani blokların arasında kalan saha merasim köşesidir. Zemin blok taşlarla döşenmiş, fakat Zafertepe’nin etrafı tabii kayalıklarla kendi halinde bırakılmıştır.

            Zafer Anıtı 500.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmiştir. 30 Ağustos Törenleri bu anıtın biraz ilerisinde Zafertepenin hemen eteğinde kutlanmaktadır. Burada Kurtuluş Savaşından kalmış çeşitli hatıraların sergileneceği bir müze, karşı tepeye amfi şeklinde tribünler, gazino, su deposu, çeşmeler, iki tepenin arasında kalan sahaya merasim pisti, anayol civarına muhafız kıtası için lüzumlu tesisler, otopark ve kutlamalara katılan köylülerin ve halkın atlarını bırakabilecekleri çeşitli binalar bulunmaktadır.

            Zafertepe’ye yeni bir anıt yapılması ile ilgili olarak 1964 yılında çıkarılan 220 Sayılı Yasa gereğince yapılan ve Zafer Anıtı olarak adlandırılan bu anıt, 1968 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır. 

          Dumlupınar Anıtı; Başkomutan Meydan Muharebesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın  “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” emrini verdiği karargâhın bulunduğu yerde yapılmıştır. Anıt alanı 1954 senesinde tespit edilerek Maarif Vekâleti tarafından İstimlâk edilmiştir.

          Dumlupınar halkı tarafından 1959 yılında kurulan “Dumlupınar Abidesi Yaptırma Derneği”nin ülke çapında yapmış olduğu kampanya semeresini vermiştir. Yüksek mimar Doğan Tekeli ve Heykeltıraş Yavuz Görey’e ait olan eserin temeli, 30 Ağustos 1964 yılında sade bir törenle atılmış, 30 Ağustos 1968’de kısmen bitirilmiş, tamamı ise 26 Ağustos 1972’de dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından ziyarete açılmıştır.

          İlk Hedef Anıtı; Bronz Atatürk Heykeli, arka planda betonarme bir anıtsal yapı, yine bronzdan yapılmış süvari birliklerini canlandıran bir rölyeften müteşekkildir. Atatürk Heykelinin yüksekliği 4 metredir.  Arkada bulunan ve yüksekliği 12 metre olan beton fon üzerinde gösterilmekte olan Yıldırım şerareleri ise, Meydan Muharebesini temsil etmektedir.

          Osmanlı Devleti 19. yüzyıl boyunca birçok defa savaşa girmiş olmasına karşın 1912 sonrasında Balkan Savaşları ile başlayarak 1914’de Birinci Dünya Savaşının çıkmasından itibaren 1918 senesine kadar kesintisiz devam eden bir savaş dönemi yaşamıştır. Farklı cephelerde yapılan ve tüm Osmanlı Coğrafyasını kaplayan bu ateş çemberi giderek daralarak nihayet Anadolu’yu da kaplamıştır. Artık Türk milletine en ufak bir hayat hakkı tanımadan onu tamamıyla yok etmek üzere her taraftan saldırıya geçen düşmanla son bir ölüm kalım mücadelesine girişilmiştir.

          Kurtuluş Savaşı ya da İstiklal Savaşı olarak adlandırdığımız bu mücadele Türk milletinin giriştiği diğer tüm savaşlardan ayrı bir yere sahiptir. Bu savaşta düşmanla mücadele edenler sadece vatanı korumakla görevli askerler değildir. Vatanımızı haksız yere işgal eden zalim düşmanlar; Türk milletine en ufak bir hayat hakkı tanımamaktadır. Artık millet olarak hür ve bağımsız yaşayabileceğimiz vatan toprağımızın son parçası olan Anadolu’yu savunmak için kadın, erkek, yaşlı, genç hatta çocuk binlerce insan topyekûn bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele ordumuzun yanı sıra, Kuva-yı Milliye güçleri, yerel milisler, ordunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere çalışan insanların da dâhil olduğu çeşitli halk gruplarından oluşan binlerce insan bu savaşta yer almıştır.

          1919 – 1922 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in önderliğinde başlayan ve düşmanın denize dökülmesiyle bağımsızlığımızın geri alındığı büyük bir mücadele verilmiştir.

          Başkomutanlık Meydan Savaşında canını veren on binlerce şehidimizin aziz hatırasını yaşatmak üzere; savaşın cereyan ettiği Kütahya’nın Dumlupınar İlçesi Zafertepeçalköy’de Başkomutan Tarihi Milli Park alanı içerisinde Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılan Dumlupınar Şehitliği, 30 Ağustos 1992 tarihinde büyük bir törenle ziyarete açılmıştır.

          Dumlupınar Şehitliği; İlçeden geçen Ankara – İzmir karayolunun 500 metre kadar iç kesiminde bulunan bir tepenin üzerinde yer almaktadır.

          Şehitliğin bulunduğu tepenin zirvesindeki Mehmetçik Anıtı çok uzaklardan görülebilen devasa bir boyuta sahiptir.

          Mehmetçik Anıtının bulunduğu tepenin alt kısmında ise; üzerlerinde isim ve künyeleri bulunan 500 şehidin mezarı, Üç Komutan Anıtı, Milisler Anıtı, Şehit Baba-Oğul Anıtı yer almaktadır.     

          Zafertepeçalköyde bulunan Dumlupınar Şehitliğinde; Cafer Gazi Türbesinin bulunduğu tepenin zirvesinde Şehit Mehmetçik Anıtı yer almaktadır. Süngüsünü takmış düşman üzerine saldırmaya hazır Mehmetçiğin sembolize edildiği ihtişamlı anıta uzun merdivenlerle ulaşılmaktadır.

          Anıtın yapıldığı tepe Roma- Bizans dönemine ait yığma bir Tümülüs’dür. Aynı tepe üzerinde Selçuklu döneminde Bizans İmparatorluğuna yapılan akınlar sırasında şehit düştüğü bildirilen Selçuklu akıncı beyi Cafer Gazinin Türbesinin bulunduğu da belirtilmekle birlikte, günümüzde ayakta bir türbe mevcut değildir.

            Dumlupınar Şehitliği içerisinde bulunan anıtlardan bir diğeri olan Üç Komutan Anıtında; Milli Mücadelemizin kazanılmasında büyük emekleri olan üç büyük komutan; Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak tasvir edilmiştir.

            Anıtın ön kısmında Atatürk’ün ordumuz için söylemiş olduğu  “ Ordumuz Türk birliğinin, Türk kuvvet ve kabiliyetinin, Türk Vatanseverliği’nin çelikleşmiş bir ifadesidir” sözü yer almaktadır.

          Milisler Anıtı; Milli Mücadelede;  yaşlısı – genci, kadını – erkeği hatta çocuğu ile düşmana karşı elinden gelen mücadeleyi yaparak şehit olan sivillerimizi temsilen yapılmıştır.

          Anıtta, biri genç diğeri yaşlı iki erkek ile kucağında küçük bir çocuk bulunan genç bir kadın tasvir edilmektedir. Türk halkını simgeleyen bu insanların ayaklarının altında tek bir toprak parçası bulunmaktadır. Bu toprak ise Türk vatanıdır. Türk milletini simgeleyen bu insanlar için ayakta durabildikleri ve özgürce yaşayabilecekleri tek yer, üzerinde yaşadıkları vatan topraklarıdır.

          Türk yurdu üzerinde yaşayan bu millet sadece aynı vatan topraklarını paylaşmakla kalmayıp ortak bir tarih, din, dil ve geleneğe sahiptir. Bu insanlar aynı türküleri söylemekte, aynı kıyafetleri giymekte, tarhana çorbası kaşıklamakta ve aynı ayrandan yudumlamaktadır.

          Anadolu’nun Türk Yurdu olarak kalabilmesi ancak Türk milletinin eskiden olduğu gibi özgürce hep beraber sahibi oldukları vatan topraklarında beraber yaşamaları ile mümkün olabilirdi. Bu nedenle de vatan mücadelesi aynı topraklarda, aynı ülkü, inanç ve ortak değerlere sahip olan tüm yurttaşların beraber verdiği bir mücadeleye dönüşmüştür.

          Anıtın ortasında sivil kıyafetli göğsünde takılı çapraz fişeklik ve elinde tüfeği ile genç bir Türk erkeği ayakta durmaktadır. Bu kişi savaş döneminde orduya yardım etmek üzere yerel halktan insanlarca oluşturulan milis kuvvetlerini temsil etmektedir. Bu milisin sol yanında, bir adım arkada duran, başında fes olan yaşlı bir Türk erkeği bulunmaktadır. Bu yaşlı adam kolunu yukarı kaldırarak şahadet parmağı ile ileriyi işaret etmektedir. Bu güngörmüş yaşlı adam ortadaki milisin belki babası, belki amcası, arkasını dayadığı kendisinden güç aldığı büyüğünü sembolize etmektedir.

          Milisin sağ tarafında yaşlı adamla aynı hizada ise kucağında çocuğu ile genç bir Türk kadını yer alır. Bu kadın erkeğin karısını, çocuk da onun evladını temsil etmektedir. Bu tasvirle Türk analarının, bacılarının bir yandan evlatlarını yetiştirip onları koruyup kollarken diğer yandan vatan savunmasında olan eşlerinin, kardeşlerinin, babalarının arkasında yer aldığı onlara destek verdiği temsil edilmektedir.

          Genç milisin ailesinin önünde yer alıyor olması öte yandan savunmasız olan aile fertlerini zalim düşmana karşı kendini siper ederek koruduğunu da simgelemektedir.

          Dumlupınar Şehitliğinde; Kurtuluş Savaşında; yalnızca kahraman ordumuzun değil, yüreklerinde yanan vatan sevgisiyle düşmana karşı verilen mücadelenin içinde yer alarak şehadete erişen bütün şehit yurttaşlarımızın bir nişanesi olarak bulunan Milisler Anıtı da yer almaktadır.

          Bu anıt, 1912 yılında Balkan Savaşlarına katılmak üzere oğlu Mehmet’i 8 yaşında iken bırakarak köyünden ayrılan ve sırasıyla Galiçya, Hicaz, Yemen, Kafkasya’da 11 yıl boyunca cepheden cepheye koşarak çarpışan Konya – Beyşehir Çetmili (günümüzdeki adıyla Akçabelen) Kara Ali Çavuş ve oğlu Mehmet Onbaşının destansı yaşam hikâyelerini temsil etmektedir.

          Batı’da Kurtuluş Mücadelesi başladığında, Doğu cephesinde mücadele veren Çetmili Kara Ali Çavuş, Başkomutanlık Meydan Muharebesinde yer almak üzere Batı cephesine gönderilir. Osmanlı Devletinde uzun yıllar boyu pek çok cephede savaşların devam ettiği bu zaman zarfında cepheden cepheye koşan Ali Çavuşun oğlu Mehmet de yetişerek 19 ulaşmış ve Dumlupınar’daki Başkomutanlık Mücadelesinde Alay Sancaktarı Mehmet onbaşı olarak o da düşmanla mücadelede yerini almıştır.

          Mehmet onbaşı babasını en son gördüğünde 8 yaşındadır ve onu zar zor hatırlamaktadır. Cephede memleketlilerinin olduğunu duymuş ve babasından bir haber alabilmek ümidiyle onların bulunduğu bölüğe giderek soruşturur. Babası da oradadır ve oğlunu görünce onu hatırlar sarmaş dolaş birbirlerine kavuşurlar bütün bölükte duygu dolu anlar yaşanır. Ancak savaşın en hararetli zamanıdır ve baba oğlun buluşmasının ertesi günü 31 Ağustos 1922 günü baba yaralanır ve oğlunun kucağında son nefesini verir. Mehmet’in babasını bulması ile kaybetmesi bir olmuştur. Ancak savaş bütün hızıyla devam etmekte ve düşman İzmir’e doğru kovalanmaktadır. Nihayet Mehmet Onbaşı İzmir’e giren birliğinin başında iken 9 Eylül 1922 günü o da şehâdete ulaşır.

          Yaşlısı ve genciyle düşmana karşı mücadele eden Türk milletinin kahramanlığını gösteren bu acı olayın bir sembolü olmak üzere; Dumlupınar Şehitliği girişinin sol tarafında şehit baba-oğul’u tasvir eden bir anıt yer almaktadır.

 

Dumlupınar Tarihini İçin Çalışıyoruz

  • Prof. Dr. Remzi Gören – Proje Sahibi
  • Dr. Öğr. Üyesi Arif Kolay -Proje Yürütücüsü ve Genel Koordinatörü
  • Doç. Dr. Ersen Ersoy – Yürütücü Araştırmacı -Editör
  • Doç. Dr. Gürsel Yanık – Görsel Yönetmen
  • Dr. Öğr. Üyesi Kadir Güler – Yürütücü -Araştırmacı-Editör
  • Doç. Dr. Fulya Topçuoğlu Ünal -Yürütücü – Araştırmacı – Editör
  • Dr. Öğr. Üyesi Onur Bingöl – Görsel Yönetmen
  • Dr. Öğr. Üyesi Hacı Murat Arabacı – Yürütücü – Araştırmacı – Editör
  • Dr. Öğr. Üyesi Şakir Turan – Yürütücü – Araştırmacı – Editör
  • Dr. Öğr. Üyesi Özlem Kayabaşı – Yürütücü – Araştırmacı – Editör
  • Öğr. Gör. Fatih Kara – Görsel Yönetmen
  • Öğr. Gör. Yusuf Ziya Beydüz – Araştırmacı
  • Uzm. Emine Gedik – Araştırmacı
  • Ali Günhan – Araştırmacı
  • Kürşat Nusret Erden – Araştırmacı
  • -Bahadır Kurt – Araştırmacı
  • Özgür Yiğit – Yürütücü- Araştırmacı
  • Alaattin Özçalı – Araştırmacı
DPU YENI

KÜTAHYA DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Yerleşkesi Tavşanlı yolu 10. km KÜTAHYA / TÜRKİYE

Tel: +90 (0274) 265 20 31      E-posta:  basın@dpu.edu.tr

MUSTAFA HAKKI YEŞİL KÜTÜPHANESİ

Copy right 2018 Kütahya Dumlupınar Üniversitesi -Tüm hakları saklıdır